Türklerde İlkler | En İyi Tarih

Türklerde İlkler | En İyi Tarih

25 Temmuz 2018 0 Yazar: Halit AŞKIN

İLK NÜFUS SAYIMI 

Türkiye’de Cumhuriyetin ilanından sonra ilk kez 1927 yı­lında nüfus sayımı yapılmıştır ve bu sayımda Türkiye’nin ilk nüfusu 13.648.270 olarak belirlenmiştir.

Bu yıldan itibaren genellikle 5 yıllık aralarla sayım tek­rar yapılmıştır. Bu uygulama esnasında ülke çapında sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır.

ilk kez sokağa çıkma yasağı olmaksızın adrese dayalı nü­fus sayımının 2007 yılında yapılması planlanmış ve çalışma­lar başlatılmıştır. “Adrese dayalı nüfus sayımı” Haziran 2007 tarihinde yapılmıştır.

İLK RADYO YAYINI

Türkiye’de ilk radyo yayını, Eşref Şefik’in yaptığı “Alo alo muhterem dinleyiciler! Burası İstanbul telsiz telefonu” anon­suyla başladı. 6 Mayıs 1927’de Sirkeci Büyük Postane ‘de 5 kilovat vericiyle yapılan ilk radyo yayını, henüz kimsede radyo alıcısı bulunmadığı için, her akşam postane binasının kapısının üzerine yerleştirilen hoparlör aracılığıyla duyurul­du. Cumhuriyet’in ilanından sonra 1925 yılında “Telsiz Tesisi Hakkında Kanun” adıyla bir yasa çıkarılarak, ülke genelinden bir telsiz şebekesi kurulması öngörüldü.

Bu amaçla açılan ihale sonucu bir Fransız şirketi, telsiz şebekesi (radyo vericileri) kurma işini üstlendi. Ankara ve İstanbul’da, 1925 yılında yapımına başlanan ve 1927 yılında hizmete sokulan telsiz telgraf vericileriyle Berlin, New York, Moskova, Tahran, Viyana, Londra gibi merkezlerle bağlantı kuruldu. Bu vericilere telsiz telefon yayını yapabilecek do­nanımların eklenmesiyle radyo yayınları gerçekleştirilebildi.

İLK RASATHANE 

1575 yılında, III. Murat tarafından İstanbul’da Tophane / Tepesi’nde yaptırıldı. “İstanbul Rasathanesi” adıyla anılan bu kuruluşun başında, Takiyüttin Mehmet bulunuyordu. 15 bilginin katıldığı çalışmalarda, gözlemler ve yıldızların belirli zamanlardaki yerlerini gösteren çizelgeler yapıldı.

1580 yılında Şeyhülislam, padişaha sert bir mektup gön­derdi. Bunun üzerine; III. Murat, rasathaneyi, Kılıç Ali Paşa’ya verdiği buyrukla yıktırdı. Türkiye’ de çağdaş anlamda ilk ra sathane,1911 yılında İstanbul ‘da, Kandilli sırtlarında Eatin Hoca diye anılan Fatin Gökmen tarafından kuruldu. Günümüzde de hizmet veren bu rasathane, Türkiye’nin en büyük gözlemevidir

İLK SEÇİM

Abdülhamit’in tahta geçmesinden kısa bir zaman son­ra, Kanun-ı Esasi kabul edilerek Osmanlı Devleti’nde meşruti bir idare başladı. Kanun-1 Esasi’de seçim yapılarak bir mec­lisin kurulması öngörülmüştü. Bu nedenle, Türk tarihinde ilk seçim 1877′ de yapıldı.

İLK TARIM MÜZESİ

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi içerisinde bulanan Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı tarım müzesi, Cumhuriyet Dö­nemi tarımına ve tarım eğitiminin hangi devrelerden geçti­ğine şahitlik ediyor.

Müzede; kağnılardan Türk yapımı ilk traktöre, üniversite hocalarının öğrenci iken kullandığı laboratuvar malzeme­lerinden öğrencilerin kendi elleriyle yaptıkları cam sunum ve çerçevelere kadar ilginç ve bir o kadar da buram buram yaşanan tarih kokan birçok eşya bulunuyor.

İLK TELEVİZYON YAYINI 

Türkiye’de ilk televizyon yayınlarını, İstanbul Teknik Üniversitesi başlattı. Yayınlarla ilgili çalışmalara 1950 yılında ge­çildi. Projenin uygulama alanına girmesi, verici cihazlarının gelmesi 1952’de tamamlandı. Aynı yıl da yayına geçildi. Ya­yınlar, cihazların yetersiz oluşu ya da tahsisat yokluğu ne­denleriyle daha çok stüdyo çalışmalarıydı.

İLK TÜRKÇE BASIM EVİ

Osmanlılarda basım işleminin Türkçe olarak yapılması, ilk kez Macar asıllı İbrahim Müteferrika tarafından başarıldı. İstanbul’da bir basımevi kurmak isteyen Sait Efendi ile tanışınca, Türkçe basımevi açmanın yollarını araştıran Müteferrika’ya, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa yardım etti. Dış ülkelerden araç ve gereçler satın alındı. Yalova’da bir de kâğıt fabrikası kuruldu.

Bütün eksikler tamamlanınca, ilk Türk basımevi, Müte­ferrika’nın Sultanahmet’teki evinde çalışmalarına başladı. 1727 yılında da dizgiye geçildi. Basılan ilk kitap ise, Vankulu Mehmet Efendi’nin iki ciltlik “Lügat- i Vankulu” (Vankulu’nun Sözlük Kitabı) adlı sözlüğüdür. Bu sözlük 1729’da yayınlanmıştır.

İLK YÜZME SPORU

Çağdaş anlamda ilk kez 1910 yılında yapıldı. Yüzme sporunun Türkiye’ ye yayılıp tutulmasına büyük katkıda bulunanlar Sefahattin Türsen (ilk direnme yüzücümüz), Sait Selahattin Cihanoğlu (ilk sürat yüzücümüz), Kemal Bey (ilk kule ve tramplen atlayıcımız),Galatasaraylı Şeref Hüsamettin Bey ile “Yedi bela” Fahri Avad’dır. Yurdumuzda ilk yüzme yarışı, Galatasaray Kulübü’nce 15 Eylül 1923 günü İstanbul Büyükada’da düzenlendi. Nejat Abut, Hikmet Melih ve onların ardından Suat Erler, o dönemin unutulmaz yüzücüleridir.

Türkiye’de ilk yüzme havuzu, Ekrem Rüştü Akömer’in uğraşıyla 17 Temmuz 1931 günü Büyükdere’de açıldı. 25 metre genişlik ve 50 metre uzunluktaki havuzda o gün yapılan yarışları, Beylerbeyi yüzücüleri kazanmışlardı. Yüzme dalında ilk dış karşılaşma, 1934 yılında Moskova’da yapıldı Bunu, daha sonra Leningrad’da yapılan yarışma izledi.

İLK SİNEMA GÖSTERİSİ

Lumière Kardeşler’in 28 Aralık 1895’te Paris’teki Grand Cafe’de sinematograf adını verdikleri icadı kullanarak gerçekleştirdikleri gösteriden bir yıl sonra, 16 Ocak 1897’de (başka bir kaynağa göre ise 12 Aralık 1896) aynı filmlerin gösterimi İstiklal Caddesi (Grand Rue de Pera) numara 246’daki Sponeck Birahanesinde yapıldı. Film gösterimi için hazırlanan afişlerden anlaşıldığına göre, bu gösterim Galatasaray’ın karşısındaki binanın 1. katında, canlı projeksiyonlarla gerçekleştirilmiştir. Salon, film gösterimine uygun bir biçimde yeniden düzenlenmiş ve program günde 4 gösterim olacak şekilde planlanmıştır.

İLK KADIN SİNEMA OYUNCUMUZ

Cumhuriyet öncesi dönemde Müslüman Türk kadınlarının filmlerde oynaması yasaktı. Bu nedenle ilk dönem Türk filmlerinde Ermeni, Rum, Beyaz Rus gibi gayrimüslim azınlıklardan kadın oyuncular rol alır. 1916 yılında çekilen Himmet Ağa’nın İzdivacı filminde oynayan Rozali Benliyan ve Lusi Avuşyak, Sedat Simavi’nin çektiği ‘Pençe’ (1917) filminde oynayan Eliza Binemeciyan bu oyuncuların ilklerindendir. Onları Matmazel Blanche (Binnaz, 1919), Lydia Ley (Koruyan Ölü, 1917), Madam Kalitea, BayzarFasülyeciyan (Mürebbiye, 1919), Madam Sarmatova, AnnaMariyeviç, Helena Antinova (Boğaziçi Esrarı, 1922) gibi isimler izler. Yine 1922 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘İstanbul’da Bir Facia-ı Aşk’ filminin başrolünde Anna Mariyeviç oynar. Aynı filmde oynayan diğer kadın oyuncular da gayrimüslim azınlık oyuncularıdır. Roza Felekyan, Liane Console, Aznif Mınakyan, Siranuş Aleksenyan’dır bu oyuncular.Cumhuriyet’le birlikte Müslüman Türk kadınları da filmlerde oynamaya başlarlar. Türk kadın oyuncuların yer aldığı ilk Türk filmi Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Ateşten Gömlek’ (1923) filmidir. Bu filmdeki kadın oyuncular Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir’dir. 1928 yılında çekilen ‘Ankara Postası’ (Muhsin Ertuğrul) filminde Neyyire Neyir’in yanı sıra İsmet Sırrı da rol alır. Filmlerde rol alan üçüncü Türk kadını İsmet Sırrı’yı, Şaziye May, Emel Rıza, Halide Pişkin izler. 1933 yılında Muhsin Ertuğrul’un çektiği, Nâzım Hikmet’in Mümtaz Osman takma adıyla senaryosunu yazdığı ‘Söz Bir Allah Bir’ filmiyle Cahide Sonku gelir Türk sinemasına. ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’ (1934) ve ‘Şehvet Kurbanı’ (1940) filmleriyle yıldızlaşır, Türk sinemasının efsane kadını Cahide Sonku.